• Konya11 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Vampir edebiyatına taze kan
2016-01-19 09:30:03

Vampir edebiyatına taze kan

“Soğuk, karlı bir kış günü can veren bu kadının hikâyesi yüzyıllar sonra benim de ölümle burun buruna gelmeme neden oldu.”Gülşah Elikbank, epeydir...
“Soğuk, karlı bir kış günü can veren bu kadının hikâyesi yüzyıllar sonra benim de ölümle burun buruna gelmeme neden oldu.”

Gülşah Elikbank, epeydir fantezi okurlarının radarına girmiş bir isim. Ayrıca İzmir’de açtığı “Edebiyat Oteli”yle de tanınıyor. Bir 19. yüzyıl münevveri gibi, hem yazarları ağırlıyor hem de romanlarını yazıyor.

 

İlk romanı Siyah Nefes’ten beri taş taş üstüne koyarak kendisine özenli bir yazarlık kariyeri inşa etmekle meşgul. İzmir’de yaşaması, İstanbul ortamının uzağında kalması onu yıldırmıyor. Yolculuğa arka arkaya yayımladığı kitaplarıyla devam ediyor. Bu maceranın son durağı, Transilvanya’ya uzanan Yalancılar ve Sevgililer oldu. Madem Bizans ahalisi olarak onu durduramıyoruz, bari kitabını okuyalım, değerlendirelim, değil mi?

 

“Soğuk, karlı bir kış günü can veren bu kadının hikâyesi yüzyıllar sonra benim de ölümle burun buruna gelmeme neden oldu.” İlk bakışta popüler kültürün en “cazibeli” kahramanlarından Drakula üzerine bir kitap. Vampir külliyatına İstanbul-Bükreş hattından bir katkı. Ama hassas aletlerle derinliklerini yokladıkça başka şeyler buluyoruz. Roman katman katman açılıyor, herkesin kendi kabı kadar su alabileceği bir denize dönüşüyor. Bir kan, ter ve gözyaşı denizine.  

 

Romanın kahramanı Maya hayatının aşkını kaybetmiş, acısını içine gömmüş bir genç kadın. Sessiz-sakin bir adam olan babası ve onun aksine iddialı psikiyatrist annesiyle yaşıyor. Günün birinde, gizemli bir mühür taşıyan bir elyazması mektup alıyor: “Şeytanın oğlu intikam için geri dönüyor. Bir şeyler yapmak zorundasın Maya.”

 

Ama Maya ne yapabilir? O hayatta kendi parçalanmış benliğini arayan, Bağdat Caddesi’ndeki “hızlı” gençlik günlerinde yaşadığı aşkı unutamayan yaralı bir ruh. Oysa evinin geçmişinde bilmediği şeyler var. Yürek burkucu, hatta zaman zaman korkunç aile yalanları.

Ama gelmeye devam eden mektuplar onu yıllar önce sırra kadem basmış amcasının izinde Romanya’ya sürükleyecek. Efsanevi Kazıklı Voyvoda’nın memleketine. Nam-ı diğer Drakula’nın. Tabii orada gizemli mesajlar yollayan meçhul bir amca olunca iş aile meselesine dönüşüyor. Babası da eşlik ediyor Maya’ya bu tekinsiz yolculukta. Sonra annesinin hastası, sonra da dostu olan garip kız Elif. Bir de yarı Romen Kadir; Maya’nın kalbinde yeniden titreşimler yaratan.

 

Romanya’da yaşayacağı olaylar Maya’yı amcasının hayaletine yaklaştırırken yüzleşmeye de zorlayacak: Çavuşesku döneminin alacakaranlık günleriyle, kendi geçmişindeki aşkın kara kutusuyla, hatta anne-babasının tanıştığı günlerin Türkiye’sindeki siyasi atmosferle.

 

Üç zamansal katmanda, üç farklı yüzyılda paralel kurguyla akıyor roman: Günümüzün esoterik tarikatlarına sokulurken Çavuşesku Romanya’sı (aynı dönemin 12 Eylül Türkiye’si) ve Drakula’nın devri arasında mekik dokuyoruz. Zamansal katmanları birbirine bağlayansa zorbalar ve onlara direnen aşklar. Hangisi kazanacak?

 

“Bu yolun sonunda ya Eflak’ı dünyanın en güzel, en güçlü ülkesi yapacağım ya da bu uğurda öleceğim. Bir gün birisi hayalimi gerçekten anlayacak. İşte o kadını sonsuza dek seveceğim” diyor Vlad Tepeş, Kazıklı Voyvoda ya da Kont Drakula. Artık hangisini isterseniz.

 

Habertürk’ten Gülenay Börekçi’ye verdiği röportajda “Yazar ayarı tutturamaz ve kurgudaki ilmeklerden birini kaçırırsa, paralel kurgu zor iştir” diyor yazar: “Ama açıkçası ben olaylara geniş açıdan bakmayı seviyorum. Düne bakarken bugünü iyi anlamalı, bugünü yazarken mutlaka dünü bilmeli ve geleceği az çok sezebilmelisin. Zamanın kelebek etkisi diye bir şey var, yüzyıllar önce yaşanmış her olay bugünün de belirleyicisi ve bizler en ilkel atalarımızın bile mirasını taşıyoruz genlerimizde.”

 

Kelebek etkisinin peşinden giderken bizi de bir aşk, gerilim ve korku ağının içine atıyor. Bunu sürükleyici ve sinemasal bir dille yapmayı başarıyor. İskandinav polisiyelerini andıran kurgudan cinsellik de payını alıyor: Son zamanlarda cinsel gerilimin en yoğun kullanıldığı romanlardan biri. Erotizmle pornografinin arasında, bıçak sırtında akrobasi yapıyor. Bu yönüyle Ejderha Dövmeli Kız ile uzaktan akraba gibi.

 

Elikbank yine İskandinav polsiyelerine özgü bir numara yapmış: Yüzeyde film gibi izlenecek bir “aksiyon” anlatırken dönemlerin tarihsel ve siyasal derinliklerini dip dalga olarak kullanmak istemiş. Kitabın genelinde bu sistem işliyor; zaten su gibi akıp gitmesini sağlayan da bu.

 

Ukalalığımızı hak eden tarafı yok mu, var: Drakula hakkında yıllar boyunca yaptığı araştırmalarda edindiği bilgileri aktarırken yazarın ayarı kaçırdığı oluyor. Öyle anlarda konudan sapıp yazarı dinlediğimiz duygusuna kapılıyoruz ki aslında hiç gerek yokmuş. O bilgileri zaten öyküye yedirmiş çünkü. Bu yüzden zaman zaman insanda tekrar duygusu uyanıyor. Neyse ki okuma zevkini kaçıracak kadar değil. Ayrıca, yararlı bilgiler de var. Mesela Drakula’nın “Ejderoğlu” anlamına geldiğini şahsen bu romandan öğrendim.

 

Alacakaranlık benzeri romanları seven gençleri tatmin edecek bir roman elimizdeki. Aynı zamanda tarihsel maceralardan hoşlanan yetişkinleri de. İflah olmaz bir romantik olarak pek çok yerde haz duyduğumu itiraf etmek isterim. Gülşah Elikbank özenli, ne yaptığını bilen bir adım atmış. Bundan sonra ne yazacağını gönül rahatlığıyla merak edebiliriz. 

.Gülşah Elikbank

 

Kırmızı Kedi Yayınevi, 2015

 

236 sayfa, 18 TL.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Konya Not | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim