• Konya3 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İşlerin her insan için değişmesi gerekiyor!
2016-02-03 07:30:02

İşlerin her insan için değişmesi gerekiyor!

Bir dünya turunu anlattığı yazısında Zeynep Gülin De Vincentüs hayatın akışına dair çok önemli şeyleri paylaşıyor.Sınırlar Hayali Çizgilerdir,...
Bir dünya turunu anlattığı yazısında Zeynep Gülin De Vincentüs hayatın akışına dair çok önemli şeyleri paylaşıyor.

Sınırlar Hayali Çizgilerdir, İnsanlar Etten Kemikten..

Türk gezginlerinin, bu ayrımcılığa çok maruz kalan bir ülkenin vatandaşı olarak bunun üstüne daha çok ses çıkarmasını beklerdim. Hadi kendileri çıkarmıyorlar neyse, benim sesimi de duymuyorlar. Veya oralı olmuyorlar. Ben halen birilerinin, en azından benim çıkardığım sesi tekrar ederek seslerini yükseltmesini bekliyorum. Türk gazetelerinin de bu konuda daha ilgili olmasını beklerdim. Onu da halen bekliyorum. "Daha çok beklersin" diyorsunuz, değil mi? ;)

Sırf doğduğum yer yüzünden üstünde doğduğum dünyada bir yerden bir yere gitmek istediğim için benden bir sürü evrak talep edildi. Önüme sürekli sonsuz anlamsız engellerin konmasını, labirentte bir fare gibi oradan oraya koşturulmayı aşağılayıcı ve insanlık onuruna aykırı buldum. Şimdi İtalyan eşim nedeni ile (onun sayesinde!) çifte vatandaşlığım var ve artık bir daha o kadar takla atmam gerekmiyor, dünyanın çoğu yeri bana açık. Ama bu benimle ilgili değil; işlerin her insan için değişmesi gerekiyor!

Burada bahsedilen konuların hiçbiri kendi başına bir vakumda durmuyor. Ülkeler, milletler, sınırlar, pasaportlar, vizeler, güvenlik ve kontroller, artı para, hepsi birbiri ile bağlantılı, iç içe geçmiş durumda. Bu konular hakkında yazmaya “göç krizi” başlamadan çok önce başladım. Bu yeni gelişme fikirlerimi daha da geliştirmeme yol açtı. Fikirlerim değişmedi, yeni bir boyut aldılar. Göç üstüne makaleler tartışmalar yorumlar okudukça argümanlarıma yenilerini eklemeye devam ettim.
        Benim için meselenin özü asla değişmedi. Ve bir şeyin farkına vardım. Göç üstüne tartışmalarda çoğu insanın atladığı, görmezden geldiği, tartışmada gündeme getirmediği bir şey. Sanki vizeler ve sınırları açmak sadece Amerika’ya veya Avrupa'ya gelen insanlar içinmiş diye düşünüyor gibiler. Kimi sanki tüm dünya oralardan ibaretmiş gibi görüyor. Sanki başka yönde hiçbir hareket yokmuş gibi...
        İngiltere'de yaşayan Yunan gazeteci Alex Andreou duyduğu bir fıkrayı anlatıyordu:
        "Göç üstüne koparılan bu kıyamet nedir anlamıyorum... yani... Tüm komşularım İngiliz, okuldaki tüm çocuklar İngiliz, bütün dükkân sahipleri İngiliz... İspanya harika bir yer!”
        Bu espri ama doğruluk payı çok. Çin Mahalleleri, Küçük İtalya'lar gibi İngiliz veya Alman köylerine benzeyen yerler var dünyada. İş sebebiyle veya seyahat amacıyla yer değiştiren veya emekli olup yurt dışına yerleşen birçok insan var. (Zaten o nedenle İnternette bir sürü “Emekli olunacak en iyi yerler” listeleri buluyorsunuz.) Ama elbette bunlar göçmen değil. Kendileri için kullandıkları kelime bile farklı, onlar “expat”, yurt dışına yerleşmiş kişiler. Fakir yer değiştirenlere göçmen deniyor.

İnsanların, iyi eğitimli iyi niyetli insanların nasıl olup da insanları, hasbelkader doğmuş oldukları coğrafi bölgeye göre demetleyip kategorize etmenin akıl dışılığını görmediklerini, göremediklerini anlayamıyorum.
        2001'de Tanzanya'ya gidecekken, bizden (yani Türklerden) oraya gitmek için vize istenmediğini sanıyordum. Sonra öğrendim ki işler yakın zamanda değişmiş. Tanzanya'da bir konsoloslukta bir bombalama olmuş ve söylentiye göre buna bir Türkün adı karışmış. Yani, adamın teki kötü bir şey yapmış milyonlar bedel ödemek zorunda. Haydi hasbelkader o adamla aynı hayali çizginin içinde doğmuş olan herkese şüpheli gözle bakalım. “Bundan gayrı, beşikteki bebekten 80 yaşındaki ninelere kadar o kötü adamla aynı hayali çizgide doğmuş herkes şüphelidir!” diye ferman çıkıyor. Evet, doğru... Bence de çok mantıklı! (Not: Bu bir kinaye. Hani orada birileri gerçekten mantıklı olduğunu söylüyorum sanarsa diye belirteyim.)

Vizeler, hükümetlerin işlerine geldiğinde rahatlıkla kınından çıkarabilecekleri politik silahlar. (En son örneği: Rusya'nın Türklere koyduğu vize.)
        Kimi insanların sandığı gibi vizeler suçlular için bir caydırıcı değil. Suçluların bu tür şeylerin etrafından dolanmak için çeşitli yolları var zaten. Tüm vize başvuruları sizin ülkeden çıkış uçuşunuz ve otel rezervasyonlarınızı istiyor. Bu, başvuran için de başvuruyu değerlendiren kişi için de gereksiz evrak işi. Eğer birinin bir ülkede kalmaya niyeti varsa, gidiş-dönüş biletini öder ve geri dönmez. Bu kadar basit. Zaten bu nedenledir ki “yasa dışı” göçün çoğunluğunu bir ülkeye yasal yollarla girip vizelerinin tarihi geçmesine rağmen ülkede kalan kişiler olduğu söyleniyor. Yasa dışılık demişken... Herkesin “yasa dışı” tanımının zaman içinde değiştiğini aklında bulundurmasını isterim. İnsan yapımı kanunlar doğa kanunlarına benzemez. Taşa kazınmış veya insanüstü yüce bir otorite tarafından yazılmış değildir. Bir zamanlar yasal olan, bugün kabul etmeyi düşünemeyeceğimiz şeyler var; ve emin olabilirsiniz ki gelecek kuşaklar da bugün yasal olan birçok şeye dehşetle bakacaktır. Vizelerin, insanların birtakım hayali çizgilerin ötesine geçmesini engellemenin bunlardan biri olacağına inanıyorum.

İnsanlar sınırları açmak için ekonomik nedenler öne sürüyor (“Göçmenler ekonomiye yardım eder”), dini nedenler öne sürüyorlar (“İsa ne derdi?” veya “Kuran'da çok açık ve net. İstediğiniz gibi dolaşın diyor.”), şefkatten dem vuruyorlar (fakirlerin iyiliğine yarayacak bir şey), faydacı açıdan bakıyorlar (en çok insana faydası olacak) vs. Bu listeye “mantık” da ekleyelim. Faslılar ve İspanya örneğinin gösterdiği gibi... Göç Araştırmacısı, Sosyoloji Profesörü Hein de Haas diyor ki geçmişte, Faslıların vizeye ihtiyacı yokken mevsimlik iş için İspanya'ya gidiyor, sonra eve dönüyorlardı. Ne de olsa yuva yuvadır. Ama 1990'ların başında vize getirilince insanlar eve dönmektense oldukları yerde kalmış.

Bütün bu argümanlarda haklılık payı var... Ancak, bunların karşı-argümanları da var ve bazı insanlar doğruluklarını sorguluyor. Peki... Meselenin özü ne? Vize gerekliliğini kaldırıp insanların doğdukları dünyada istedikleri gibi dolaşması için tartışılamaz reddedilemez tek ve asıl sebep ne? Öyle bir sebep var mı? Evet, var. O da insanlara içine doğdukları hayali çizgiye göre ayrımcılık yapmanın haksızlığı ve adaletsizliği. O hayali çizgi ki ya gerçek anlamda kanlı bir savaş ya da mecazi anlamda kanlı politika ile çizilmiş.

Anlıyorum, farklı görüşleri ve hayat anlayışları olan yüksek sayıda insanın akınına maruz kalınca ortaya çıkan problemler var. Politikacıların şu anda bu problemleri hedef alıp çözmesi gerektiğine de katılıyorum. Ancak biz, insan ırkı olarak, insanları doğdukları yere göre ayıran bu bariz ırkçılığın dünya çapında kabulünü aşmamız gerek.
        Sınır kontrollerinin yüksek bir bedeli var. Göçmenler tarafında insani bir bedel, can bedeli; hem hareket etmeye çalışan hem de insanların hareket etmesini engellemeye çalışan tarafta maddi bir bedel. Para... “Değer” diyebilirsiniz. “O insanları engellemek için değer.” Size katılamam. Para... “Sadece para” diyebilirsiniz. Eğer zekice kullanılsa dünya üstünde çok daha hoş ve güvenli yaşanacak bir yer olacaktır ama bunda size katılabilirim. İnsan bedeline gelince... Bugün dünyada çok daha kötü mezalimler var. Dolayısıyla bazı insanlar bu bedelden o kadar da rahatsız olmayabilir. Ama vizeler ve sınırlar birçok çatışmanın temelinde olan bir şeyi temsil ediyor. Milletler ve ülkeler, milliyetçilik... İnsanları doğmuş oldukları yere göre ayırmak, insanlardan ırkları, etnik kökenleri, dinleri nedeni ile nefret etmek, insanlara grup olarak savaş ilan etmek... Bu değişmeli. Bunun kesinlikle değişmesi gerek! Bir gece içinde olmayacak. O nedenle yeni kuşakların zihinlerine bir an evvel yeni bir tohumun ekilmesi gerek: İnsanları gerçek anlamı ile kanlı bir savaş veya mecazi anlamıyla kanlı politika ile çizilmiş bir çizgiye göre bölüp ayrımcılık yapmak inanılmaz ve kabul edilemez derecede haksızlık ve adaletsizlik. Bazı cümleleri bu sayfalarda sürekli tekrarladığım için özür dilerim ama insanların akıllarında yer etmeleri gerektiğine inanıyorum.

Kimi bir ülkeyi bir toprağı sahiplenir. Ve diğerlerini misafir olarak görür. Yeryüzünün hepimize ait olduğunu ve bu gezegende hepimizin misafir olduğunu görmenin zamanı geldi. Toprak insana ait değildir, insan toprağa aittir. Günümüz politik dünya düzeni onu bu hale getirmiş olsa da... Yeryüzü ülkeler olarak parsellenip kendisi, anne-babası, eşi o bölgede doğmamışlara yasaklanacak veya şartlarla girdirilecek bölünmüş toprak parçaları değil, bir süre üstünde yaşanıp gezilip görülecek ve sonra altında gömülecek, herkese ait bir toprak bütünüdür.

Zeynep Gülin De Vincentüs - http://www.gulin.world/

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Konya Not | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim